Bir yatırım fırsatı ortaya çıktı. İnsanlara kısa sürede yüzde 50 kazanç vaat edildi. Para yatıran ilk kişiler gerçekten ödeme almaya başladı. Haber yayıldıkça daha fazla insan sıraya girdi. Ofisin önünde uzayan kuyruklar, elden ele dolaşan paralar ve hızla büyüyen bir servet vardı. Fakat ortada vaat edilen ölçekte gerçek bir yatırım faaliyeti bulunmuyordu.
1920 yılında Boston’da yaşanan bu hikâyenin merkezinde Charles Ponzi vardı. İtalyan göçmeni Ponzi, yalnızca birkaç ay içinde on binlerce yatırımcıdan milyonlarca dolar topladı. Sonunda sistem çöktü, yatırımcılar paralarını kaybetti ve Charles Ponzi’nin adı yaklaşık bir yüzyıl sonra bile finansal dolandırıcılığın en bilinen kavramlarından biri olarak yaşamaya devam etti.
Charles Ponzi Kimdi?
Charles Ponzi, 1882 yılında İtalya’nın Lugo kentinde Carlo Pietro Giovanni Guglielmo Tebaldo Ponzi adıyla dünyaya geldi. 1903 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti ve Boston’a yalnızca birkaç dolarla ulaştı.
Fakat Amerika’daki hayatı başından itibaren istikrarlı değildi. Kanada’ya giden Ponzi burada çek sahteciliği nedeniyle hapis cezası aldı. Daha sonra ABD’de de yasa dışı faaliyetler nedeniyle ceza aldı. 1919’a gelindiğinde ise Boston’da yeni bir iş fikrinin peşindeydi.
Ponzi’nin asıl sıçraması, uluslararası posta sisteminde kullanılan bir finansal aracı fark etmesiyle başladı.
Her Şey Bir Posta Kuponuyla Başladı
Ponzi’nin dikkatini International Reply Coupon adı verilen uluslararası cevap kuponları çekti.
Bu kuponlar, farklı ülkelerde mektup göndericilerinin karşı taraftan cevap alabilmesi için posta ücretini önceden karşılamasına yarıyordu. Bir ülkede satın alınan kupon, başka bir ülkede o ülkenin posta ücretine karşılık gelecek şekilde kullanılabiliyordu.
I. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa para birimlerinin değer kaybetmesi, Ponzi’ye önemli bir fiyat farkı olduğu fikrini verdi. Ona göre Avrupa’da daha ucuza alınabilecek kuponlar ABD’de daha yüksek bir değere dönüştürülebilirdi. Aradaki fark ise kâra çevrilebilirdi.
Fikirin teorik olarak bir arbitraj mantığı vardı. Sorun, Ponzi’nin vaat ettiği ölçekte bu işlemi gerçekleştirecek gerçek bir mekanizmanın bulunmamasıydı.
İşte kritik kırılma burada yaşandı.
Yüzde 50 Kazanç Vaadi
Ponzi, yatırımcılara 45 gün içinde yüzde 50 getiri vaat etmeye başladı. Daha sonra 90 gün içinde yatırılan paranın iki katına çıkabileceğini söyledi.
Bu oranlar dönemin yatırım dünyası açısından olağanüstü yüksekti. Buna rağmen insanlar Ponzi’ye para vermeye başladı.
İlk yatırımcıların bir bölümü gerçekten ödeme aldı. Ancak bu ödemeler, Ponzi’nin iddia ettiği gibi posta kuponlarından elde edilen devasa kârlardan gelmiyordu. Yeni yatırımcılardan alınan paranın bir bölümü önceki yatırımcılara aktarılıyordu.
Böylece sistem kendi başarısını kendi görüntüsüyle yaratmaya başladı.
İlk yatırımcı parasını aldı.
Sonra bunu çevresine anlattı.
Yeni insanlar sisteme girdi.
Yeni gelenlerin parası önceki yatırımcılara aktarıldı.
Önceki yatırımcıların önemli bir bölümü parasını yeniden sisteme yatırdı.
Bu döngü büyüdükçe Ponzi’nin gerçekten olağanüstü bir yatırım yeteneğine sahip olduğu düşüncesi de güçlendi.
Boston’da Para Çılgınlığı Başladı
Ponzi’nin şirketi Securities Exchange Company kısa sürede büyük bir yatırım merkezine dönüştü.
Satış temsilcileri yeni yatırımcılar buluyor, Ponzi ise yüksek getiriler üzerinden güveni büyütüyordu. Smithsonian’ın aktardığına göre sistemin zirvesinde yaklaşık 40 bin kişi Ponzi’ye para yatırmıştı. Şirketin günlük para girişi yüz binlerce dolara ulaşmıştı.
1920 yazında Ponzi artık Boston’un en çok konuşulan finans figürlerinden biriydi.
24 Temmuz 1920’de Boston Post, Ponzi hakkında geniş bir haber yayımladı. Haberde 45 günde yüzde 50 getiri vaadi ve uluslararası posta kuponları üzerinden kurduğu iş modeli anlatılıyordu. Haberin ardından Ponzi’nin ofisinin önünde çok daha büyük kalabalıklar oluştu.
İşin ironik tarafı ise şuydu: Basındaki ilgi sistemi durdurmak yerine daha da büyütmüştü.
İnsanlar hakkında şüphe duydukları bir adama değil, gazetelerde adı çıkan ve çevresine para kazandırdığı söylenen bir finans uzmanına yatırım yaptıklarını düşünüyordu.
Matematik Ponzi’yi Ele Verdi
Sistemin en büyük düşmanı sonunda bir rakip şirket değil, basit matematik oldu.
Finans gazetecisi Clarence Barron, Ponzi’nin vaat ettiği getirilerin gerçek anlamda posta kuponu ticaretiyle karşılanamayacağını ortaya koydu. Federal Reserve tarafından yayımlanan bir çalışmada da Barron’ın Temmuz 1920’de Ponzi operasyonunun vaat edilen ödemeleri sürdürebilecek ölçekte büyütülemeyeceğine dikkat çektiği aktarılıyor.
Sorun yalnızca Ponzi’nin kötü bir yatırımcı olması değildi.
Sorun, sistemin sürekli yeni para girişine ihtiyaç duymasıydı.
Yeni yatırımcıların gelişi yavaşladığında önceki yatırımcılara yapılması gereken ödemeler için yeterli para kalmayacaktı.
Başka bir ifadeyle sistem kâr üretmiyordu.
Sistem para dolaştırıyordu.
Çöküş Birkaç Gün İçinde Geldi
Temmuz sonuna doğru soruşturmalar yoğunlaştı. Massachusetts Bank Commissioner Joseph Allen, Ponzi’nin finansal faaliyetlerini incelemeye başladı. Ponzi ise kamuoyunun güvenini korumaya çalışıyordu.
26 Temmuz’da federal, eyalet ve yerel yetkililerle bir toplantı yaptı. Kitaplarının denetlenmesini kabul etti ve denetim sırasında yeni yatırım kabul etmeyi durdurmayı önerdi. Fakat bu karar tam tersine yatırımcıların paniğe kapılmasına yol açtı. Ertesi gün insanlar paralarını geri almak için ofisine akın etti.
Ponzi bir süre talepleri karşılayabildi.
Ancak sistemin temel problemi değişmemişti.
Para çekmek isteyenlerin sayısı arttıkça yeni yatırımcıların getirdiği para yetmemeye başladı.
9 Ağustos 1920’de Massachusetts Bank Commissioner, Hanover Trust Company’nin Ponzi’nin çeklerini ödemeyi durdurmasını istedi. Aynı gün Ponzi’nin iflasının ilan edilmesi için mahkemeye başvuruldu.
12 Ağustos’ta Ponzi federal makamlara teslim oldu.
Kasım ayında posta yoluyla dolandırıcılık suçlamasını kabul etti ve beş yıl federal hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonraki yıllarda eyalet düzeyindeki davalar nedeniyle yeniden hapse girdi.
Ponzi Şemasının Asıl Mantığı Neydi?
Bugün “Ponzi şeması” denildiğinde insanların aklına genellikle yüksek getiri vaat eden yatırım dolandırıcılıkları geliyor.
Fakat kavramın temelindeki mekanizma oldukça basit.
Gerçek bir yatırımda yatırımcının getirisi, yatırılan sermayenin ekonomik faaliyet sonucunda oluşturduğu kazançtan gelmelidir.
Ponzi tipi bir yapıda ise önceki yatırımcılara yapılan ödemeler için yeni yatırımcıların parası kullanılır.
Bu nedenle sistemin sürdürülebilmesi için sürekli yeni para gerekir.
Yeni para girişi yavaşladığında sistemin gerçek mali yapısı ortaya çıkar.
Ponzi bu mekanizmayı icat eden ilk kişi değildi. Daha önce de benzer dolandırıcılık modelleri kullanılmıştı. Ancak 1920’de Boston’da kurduğu sistem o kadar büyük bir kamuoyu etkisi yarattı ki yöntemin adı onun soyadıyla özdeşleşti. ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu da yıllar sonra Ponzi’nin bu yöntemi ilk kullanan kişi olmadığını, fakat yöntemin en tanınmış ismi haline geldiğini belirtti.
Charles Ponzi’nin Sonu
Ponzi’nin finansal imparatorluğu çöktüğünde geriye büyük borçlar ve binlerce mağdur kaldı.
Hapisten çıktıktan sonra da dolandırıcılık faaliyetlerinden tamamen uzaklaşmadı. Florida’da arazi dolandırıcılığı nedeniyle yeniden hapse girdi. 1934 yılında ABD’den sınır dışı edilerek İtalya’ya gönderildi. Daha sonra Brezilya’ya yerleşti.
Hayatının son yıllarını büyük ölçüde yoksulluk içinde geçirdi.
1949 yılında Rio de Janeiro’da hayatını kaybetti. Birkaç on yıl önce Boston’da milyonlarca doları yöneten adam, hayatının sonunda geride büyük bir servet bırakmadı.
Charles Ponzi’nin hikâyesini ilginç kılan yalnızca topladığı para değildir.
Asıl dikkat çekici olan, sistemin insan psikolojisiyle finansal matematiği nasıl bir araya getirdiğidir.
Yüksek getiri vaadi insanları çekti.
İlk ödemeler güven yarattı.
Kalabalıkların sisteme katılması güveni daha da büyüttü.
Ve sistem büyüdükçe insanlar mekanizmanın nasıl çalıştığını sorgulamak yerine başkalarının kazandığına bakmaya başladı.
Sonunda yeni para akışı durduğunda bütün yapı birkaç hafta içinde çöktü.
Yaklaşık bir asır sonra “Ponzi” adı hâlâ finansal dolandırıcılığın en bilinen kavramlarından biri. Çünkü değişen teknoloji, kullanılan para birimi veya yatırım platformu ne olursa olsun, sistemin temel sorusu değişmiyor:
Bir yatırım gerçekten para mı üretiyor, yoksa yeni gelenlerin parası eskilere mi dağıtılıyor?
KAYNAK: Postalmuseum FederalReserve





