
Önde gelen matematikçiler, OpenAI’nin yapay zeka çalışmalarının entelektüel emeklerini tehdit ettiğini savunuyor.
Yapay zeka alanında faaliyet gösteren OpenAI, son günlerde matematik camiasıyla gergin bir ilişki içinde. Yirmi beş önde gelen matematikçi, yapay zeka laboratuvarlarının entelektüel çalışmalarını tehdit ettiğini belirten bir açık mektup imzaladı. İmzacıların her biri, matematik alanında en prestijli ödül olarak kabul edilen Fields Madalyası’na sahip isimler.
OpenAI’nin Matematikçilerle İlişkisi
New York Üniversitesi’nden profesör Tristan Buckmaster, OpenAI’nin kendisini, Anthropic‘te çalışan bir işbirlikçisine önemli bir matematik probleminin çözümünde kredi vermemesi için baskı yaptığını iddia etti. Buckmaster, OpenAI’nin Codex ile yaptıkları çalışmaları kullanarak kendi çığır açan kanıtını üretip üretmediğini sorguladı. Ayrıca, OpenAI, CalTech’te düzenlenen bir matematik etkinliğine sponsorluğunu geri çekti; bu karar, üniversitedeki araştırmacıların şirketi eleştirmesinin ardından geldi.
Yapay Zeka ve Matematiksel Çözümler
Yapay zeka modellerinin dünya genelindeki matematiksel zorlukları çözme yeteneği insanlık için bir fayda sağlayabilir. Ancak, yeni mektubu imzalayan matematikçiler, bu çözümlerin matematik camiası ve nihayetinde tüm dünya tarafından anlaşılabilir ve iletişim kurulabilir olması gerektiğini savunuyor. Mektupta, ‘Bu çözümler genellikle aceleyle duyuruluyor ve bu da uygun bir yazım için zaman bırakmıyor. Yeni yöntemlerin ve fikirlerin izolasyonu, diğerlerinin önceki çalışmalarını atıfta bulunma eksikliği gibi sorunlar ortaya çıkıyor’ denildi. OpenAI’nin sunduğu kanıt ise henüz doğrulanmamış durumda.
Matematikçiler, Codex kullanımlarının OpenAI’nin yeni modellerine nasıl entegre edildiği konusunda endişeli. Bu durum, açık araştırma kültürünün tehdit altında olduğu korkusunu doğuruyor. Bugün, öncü laboratuvarlar, bir keşif için faydalı bir yol gördüklerinde, orijinal araştırmacılara ulaşmadan önce kanıtı elde etmek için yapay zeka modellerine milyonlarca dolar harcayabiliyor. Bu dinamik, gizliliği teşvik eden bir etki yaratıyor.
Bu mektup, Haziran ayında matematikçilerden oluşan bir çalışma grubunun yayımladığı Leiden Deklarasyonu’nu takip ediyor. Bu belge, LLM kanıtlarının matematikçilerin çalışmalarını nasıl değiştireceği ile ilgili sorunları ele alıyor ve matematikçiler, kurumlar ve politika yapıcılar için bir dizi öneri sunuyor. Matematikçiler, yapay zeka araçlarının iş akışlarını değiştirdiği alanlarda, işin etrafındaki çalışmalarda bir gerekçe buluyorlar: Matematikteki değer sadece kanıtlar ve kimin kredi aldığı değil, aynı zamanda öğrencileri besleyen, yeni sorular ve fikirler bulan, bunları daha geniş insan medeniyetine entegre eden entelektüel yapıdadır.
Eğer yüksek riskli matematiksel kanıtların acımasız dünyasıyla ilgilenmiyorsanız, unutmayın: İlginizi çeken alan bir sonraki olabilir. ‘Matematik camiasının şu anda karşılaştığı sorunlar, diğer bilimsel ve yaratıcı mesleklerin karşılaştığı sorunlarla benzerlik gösteriyor ve tüm insanlığın karşılaşabileceği sorunları işaret ediyor: Yapay zeka iş yapma şeklimizi değiştirdikçe, bu işlerin ilk başta neyi başarmayı amaçladığını kaybetmemek için nasıl bir yol izleyeceğiz?’ şeklinde bir uyarı yapıldı.
Bu tartışmanın merkezinde yalnızca yapay zekânın matematik problemi çözebilmesi değil, bir bilimsel sonucun nasıl üretildiği ve kime ait olduğunun nasıl belirleneceği sorusu bulunuyor. Geleneksel akademik düzende bir matematiksel keşfin değeri yalnızca sonuca ulaşmakla sınırlı değil; problemin ortaya konulması, yöntemin geliştirilmesi, kanıtın yazılması, hakemler tarafından incelenmesi ve önceki çalışmalarla ilişkisinin kurulması da bilimsel üretimin parçaları olarak kabul ediliyor. Yapay zekâ modellerinin bu sürecin belirli aşamalarını çok daha hızlı gerçekleştirmesi, araştırmacıların emeğinin görünürlüğü ve bilimsel kredinin dağıtımı konusunda yeni bir gerilim yaratıyor. Özellikle bir şirketin büyük hesaplama kaynakları ve ticari yapay zekâ sistemleri sayesinde akademik araştırmacıların yıllarca üzerinde çalıştığı problemlere hızla yönelmesi, bilginin üretim hızının yanı sıra bilimsel üretim üzerindeki güç ilişkilerini de tartışmaya açıyor.
Bu nedenle matematikçiler arasındaki tartışma, yapay zekânın yalnızca bir araştırma aracı olup olmadığı sorusunun ötesine geçiyor. Eğer yapay zekâ sistemleri bilimsel üretimin giderek daha büyük bir bölümünü üstlenirse, gelecekte araştırmacıların rolü yalnızca makinelerin ürettiği sonuçları doğrulamakla mı sınırlanacak, yoksa yeni soruları belirleyen ve bu sonuçlara anlam kazandıran insan emeği bilimsel çalışmanın merkezinde kalmaya devam edecek mi? Matematikçilerin itirazları, bu açıdan daha geniş bir dönüşümün erken işaretlerinden biri olarak görülebilir. Benzer sorunların yazarlık, gazetecilik, yazılım geliştirme, tasarım ve diğer yaratıcı alanlarda ortaya çıkması, yapay zekâ çağında asıl mücadelenin yalnızca “insan mı makine mi?” sorusu etrafında değil, üretilen bilginin kimin emeğine dayandığı, kimin tarafından sahiplenildiği ve kimin bu üretimden fayda sağladığı etrafında şekilleneceğini gösteriyor.
Kaynak: TechCrunch




