Yazılım Bilmeyenler İçin Şaşırtıcı Gerçek: 7 Günde Vibecoding ile Kendi Uygulamanızı Yayınlayın

Yazılım geliştirme dünyasında yapay zekâ destekli araçların yaygınlaşması, teknik bilgiye sahip olmayan bireylerin de dijital ürün üretme sürecine dahil olmasını sağlıyor. Son dönemde öne çıkan kavramlardan biri olan “vibecoding”, geleneksel kod yazma pratiğini yeniden tanımlayan bir yaklaşım olarak dikkat çekiyor. Peki gerçekten kod bilmeden bir hafta içinde bir mobil ya da web uygulaması geliştirmek mümkün mü?

Vibecoding, temel olarak geliştiricinin ya da girişimcinin yapmak istediği ürünü teknik detaylardan ziyade işlevsel olarak tarif etmesi ve yapay zekâ destekli araçların bu tarifi kod yapısına dönüştürmesi prensibine dayanıyor. Süreç, komut verme, çıktı alma, test etme ve düzeltme döngüsü üzerinden ilerliyor. Bu yönüyle yazılım geliştirme, uzmanlık gerektiren bir teknik üretim sürecinden, problem tanımlama ve çözüm tasarlama pratiğine evriliyor.Ancak bu dönüşümün sınırları bulunuyor.

1 Haftada MVP Yayınlamak: Yeni Nesil Dijital Girişimcilik Modeli

Bir hafta içinde geliştirilebilecek uygulamalar genellikle belirli özelliklere sahip: tek fonksiyonlu, karmaşık veri tabanı altyapısı gerektirmeyen, çevrimdışı çalışabilen ve basit arayüz mantığına dayanan projeler. Örneğin bir bütçe planlayıcı, freelance çalışanlar için kâr hesaplama aracı, küçük işletmeler için kasa takip uygulaması ya da etkinlik gider kontrol sistemi bu kapsama giriyor. Bu tür uygulamalar form girişleri, temel hesaplama mekanizması ve basit grafik üretimi üzerine kuruluyor.

Uzmanlara göre sürecin en kritik aşaması teknik geliştirme değil, problem tanımı. Uygulamanın hangi ihtiyaca cevap verdiği net değilse, yapay zekâdan alınan çıktılar da dağınık ve işlevsiz olabiliyor. Bu nedenle vibecoding yaklaşımında ilk gün genellikle ürünün kapsamını daraltmaya ayrılıyor. “Minimum Viable Product” (MVP) yaklaşımı burada belirleyici oluyor: yalnızca temel işlevler, gereksiz özelliklerden arındırılmış bir yapı ve hızlı test edilebilir bir sistem.

Takip eden günlerde arayüz tasarımı ve kod üretimi süreci başlıyor. Yapay zekâ araçları React Native ya da benzeri framework’ler kullanarak temel bir uygulama iskeleti oluşturabiliyor. Ancak bu noktada sürecin tamamen otomatik ilerlediğini söylemek mümkün değil. Hataların tespiti, kenar durumların (edge case) kontrolü ve hesaplama doğruluğunun test edilmesi manuel müdahale gerektiriyor. Yazılım bilgisi olmayan bir kullanıcı için bu aşama öğrenme süreci anlamına geliyor.

Bir haftalık takvimde genellikle son iki gün test ve yayınlama süreçlerine ayrılıyor. Google Play veya App Store geliştirici hesabı açmak, uygulama açıklamasını yazmak, anahtar kelime optimizasyonu yapmak ve ekran görüntülerini hazırlamak sürecin parçası. Teknik üretim kadar, görünürlük stratejisi de önem taşıyor.

Gelir Modeli Önemli

Gelir modeli açısından bakıldığında ise beklentilerin gerçekçi olması gerekiyor. Bu ölçekteki MVP’ler genellikle reklam geliri, düşük fiyatlı abonelik (örneğin reklamsız sürüm) ya da tek seferlik satın alma modeliyle çalışıyor. Yüksek kullanıcı sayısına ulaşmadan anlamlı gelir elde etmek zor olabiliyor. Bu nedenle niş bir hedef kitleye odaklanmak, genel pazara hitap etmeye çalışmaktan daha sürdürülebilir görülüyor.

Sonuç olarak vibecoding, yazılım geliştirme bariyerlerini önemli ölçüde düşürüyor; ancak tamamen ortadan kaldırmıyor. Bir hafta içinde işlevsel bir uygulama çıkarmak mümkün, fakat bu süreç disiplinli planlama, net problem tanımı ve test aşamasında sabır gerektiriyor. Dijital üretimin bu yeni formu, teknik uzmanlık ile girişimcilik arasındaki mesafeyi kısaltırken, ürün geliştirme pratiğini daha erişilebilir hale getiriyor.

Mert Korkmaz
Mert Korkmaz

Reklamcılık mezunuyum. Bir dönem reklam ajanslarında metin yazarı olarak çalıştım; markalara hikâyeler yazdım, sonra o hikâyelerin içine sıkışan emeği fark edip akademiye sığındım. Şu anda Üsküdar Üniversitesi’nde Medya ve Kültürel Çalışmalar alanında yüksek lisans yapıyorum. Çalışma alanım; kreatif endüstri işçilerinin güvencesizliği.

Sosyolojiyle aramda inişli çıkışlı bir aşk var. Hatta bu ilişkinin bana verdiği ilhamla kaleme aldığım Egemen Aşk İdeolojisi Üzerine adlı bir deneme kitabı yazdım — ne diyelim, herkesin bir yarası var.

Uzun lafın kısası: “Bu çocuk bir şeylerle uğraşıyor” desinler, yeter.
“Ne iş yapıyorsun?” sorusuna hâlâ net bir cevabım yok; ama “neyle dertleniyorsun?” denirse, oturur konuşuruz.

Yazılar: 9

Cevap Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir