
Japonya, Rusya’nın enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltma çabalarıyla zorlu bir süreçten geçiyor. Enerji güvenliği açısından kritik kararlar almak zorunda.
Japonya, dünya genelinde nüfus ve ekonomi büyüklüğüne oranla en fazla enerji güvensizliği yaşayan ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Elektrik üretiminin %30’unu sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ile sağlayan Japonya, toplam LNG ihtiyacının %97’sini ithal ediyor. Ayrıca, ham petrol ve kömür temininde de neredeyse tamamen dışa bağımlı.
Rusya‘nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları ve Hürmüz Boğazı‘nın kapanması gibi ardışık enerji şokları, Japon hanelerin maliyetlerini artırırken ekonomik büyümeyi de olumsuz etkiledi. Uluslararası Enerji Ajansı, 2026 yılının ikinci yarısında Japonya’daki elektrik fiyatlarının bir önceki yıla göre %40 artacağını öngörüyor. Bu oran, Avrupa Birliği için yalnızca %25 olarak tahmin ediliyor.
Japonya’nın enerji politikası ve Rus LNG bağımlılığı
Bu durum, Japonya’nın ABD’nin Rusya’nın Sakhalin-II projesinden LNG alımını azaltma baskısına direnmesinin nedenini açıklıyor. Takaichi hükümeti, Rus LNG’sinin Japonya’nın enerji güvenliği açısından ‘son derece önemli’ bir rol oynadığını savunuyor. Ülkenin iç gaz sektörü liderleri, Rusya’dan yıllık 5 milyon ton LNG alımını ikame etme çabalarının tedarik eksikliklerine ve tüketiciler için artan maliyetlere yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Sakhalin Adası’ndan gelen yüklerin Japonya’ya ulaşması yalnızca iki veya üç gün sürerken, Avustralya’dan gelen LNG’nin ulaşması yedi gün, ABD’nin Körfez Kıyısı’ndan gelenlerin ise 20-40 gün sürüyor. Japon hanelerinin yaşam maliyetleri altında sıkıştığı bir dönemde, Tokyo’da bu durumu daha da zorlaştıracak önlemler alma konusunda siyasi bir istek bulunmuyor.
Bu yıl Haziran ayında, ABD Hazine Bakanlığı, Japonya’nın Rus LNG alımları için uygulanan yaptırım muafiyetini 2026 sonuna kadar uzattı. Ancak Tokyo’nun bu muafiyetler için lobi yapma çabalarının sonsuza kadar başarılı olması beklenmiyor. Yetkililerin, Washington’daki sabrın bir gün sona erebileceğini göz önünde bulundurarak plan yapmaları gerekiyor.
Rusya ile ilişkiler ve enerji bağımlılığı
Takaichi yönetiminin Rusya ile büyük bir kopuş yapmaya cesaret edip edemeyeceği ise belirsizliğini koruyor. Ağustos ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Rusya’nın kontrolündeki dört Kuril Adası’ndan birine yaptığı ziyaret, bu konuda bir litmus testi niteliği taşıdı. Japonya, bu adaları ‘yasadışı işgal altında’ olarak görüyor ve bu anlaşmazlık, iki tarafın II. Dünya Savaşı’nı sona erdirecek resmi bir anlaşma imzalayamamasının ana nedeni. Bu durum, Japon dış politikasında önemli bir yer tutuyor ve Putin’in bu provokatif ziyareti, güçlü bir yanıt gerektiriyordu.
Ancak Takaichi’nin yanıtı, ziyaretin ‘kesinlikle kabul edilemez’ olduğunu belirtmekle sınırlı kaldı ve bu durum, iç politikada zayıf ve yetersiz olarak eleştirildi. Hükümet, daha fazla ekonomik yaptırım ve diğer karşı tedbirleri değerlendirdiğini açıkladı, ancak henüz somut bir adım atmadı. Hükümet içinden gelen bilgilere göre, enerji ile ilgili endişeler büyük bir öneme sahip ve Sakhalin-II’den ithalatın durdurulması düşünülmüyor.
Putin’in bu provokatif ziyareti, eski Başbakan Abe Shinzo’nun Rusya ile ilişkileri güçlendirme stratejisinin başarısızlığını gözler önüne serdi. Bu strateji, Japonya’nın enerji politikasına da bağlantılıydı. Tokyo, Moskova’ya sunduğu ekonomik teşvikler kapsamında Rus enerji ve altyapısına yatırım yapmıştı. Ancak bu yatırımlar, Japonya’nın Moskova ile olan bağımlılığını artırmış ve Tokyo’nun hareket alanını kısıtlamıştır.
Japonya, tamamen bu stratejiden vazgeçmeye hazır değil. Ancak enerji alımlarının devam etmesi ve iş dünyası delegasyonlarının Moskova’ya gönderilmesi, G7 müttefikleri arasında itibar kaybına yol açma riski taşıyor. Eleştirmenler, Japonya’nın Rus enerji bağımlılığının, Avrupa Birliği’nin Rus gazı ithalatını 2027 yılına kadar tamamen yasaklama kararı ile karşılaştırıldığında daha az etkili olduğunu vurguluyor.
Geleceğe baktığımızda, Japonya’nın Sakhalin-II LNG sözleşmelerinin büyük bir kısmının 2028 ile 2033 yılları arasında sona ereceği göz önüne alındığında zor seçimlerle karşı karşıya olduğu görülüyor. İç alıcıların, spot piyasa dalgalanmalarından kaçınmak için uzun vadeli sözleşmelere olan tercihi, seçenekleri sınırlıyor ve önceden kapsamlı planlama ve tedarik diplomasisi gerektiriyor. Aynı zamanda, Japonya, İran-ABD savaşının Katar LNG’sinin küresel pazara girişi üzerinde yarattığı olumsuz etkilerle diğer Asya müşterilerinin güçlü talebiyle de rekabet etmek zorunda kalacak.
Japonya, Avustralya veya ABD’den daha fazla LNG satın almayı düşünebilir. Ancak Avustralya’nın gaz üretimi bir platoya ulaşırken, ABD Körfez Kıyısı’ndan yüklenecek LNG’nin Panama Kanalı’ndan geçmesi gerekiyor ki bu, kuraklık nedeniyle kapanma ve ücret artışlarına karşı oldukça hassas. Kanada ise 2028-2032 yılları arasında önemli LNG ihracatçısı olarak öne çıkmaya hazırlanıyor.
Kaynak: The Diplomat




