Netflix’in Archive 81 Dizisi, Lovecraftian Korkunun En İyi Örneklerinden Biri

Archive 81, Lovecraftian korkunun en iyi örneklerini sunarak izleyicileri derin bir kozmik korkunun içine çekiyor.

Netflix'in Archive 81'i: Lovecraftian Korkunun Zirvesi

Netflix’in Archive 81 dizisi, Lovecraftian korkunun en iyi örneklerinden birini sunuyor. Sekiz bölümde, kozmik korkunun derinliklerine dalıyoruz.

Kozmik korku, sinema dünyasında pek fazla keşfedilmemiş bir alan olarak kalıyor. Ancak, H.P. Lovecraft’ın eserlerini beyaz perdeye aktarmak isteyen birçok yönetmen bulunuyor. Mike Flanagan, Guillermo del Toro ve James Wan gibi tanınmış korku yönetmenleri, Lovecraft’ın hikayelerini sinemaya uyarlama isteğini dile getirmiştir. Fakat Lovecraft’ın kozmik korkularını tanımlayan ifadeler genellikle belirsiz ve anlaşılmaz olduğundan, bunları görsel bir ortamda yansıtmak oldukça zordur. Yine de, Annihilation, The Endless, Lovecraft Country ve Cabinet of Curiosities gibi bazı yapımlar, Lovecraftian korkuyu başarıyla yansıtmaktadır.

Archive 81: Lovecraftian Korkunun En İyi Örneği

Bu yapımlar arasında, Netflix‘in Archive 81 dizisi, Lovecraft’ın etkilerini açıkça yansıtan nadir bir kozmik korku dizisidir. Eleştirmenlerce beğenilen bu korku dizisi, sekiz bölümde izleyicilere en iyi Lovecraftian korkuyu sunuyor. Aynı adı taşıyan bir podcast’ten uyarlanan Archive 81, zirve kozmik korkunun nasıl bir şey olduğunu gözler önüne seriyor.

Kozmik Korkunun Temaları ve Ana Karakter

Lovecraftian hikayelerdeki temel temalar, insanlığın kayıtsız bir evrende ne denli önemsiz olduğunu ve yasak bilgiyi aramanın yıkıcı sonuçlarını içerir. Lovecraft’ın kendisi, bu korkunun özünü ‘İnsanoğlunun en eski ve en güçlü duygusu korkudur ve en eski ve en güçlü korku da bilinmeyenin korkusudur’ sözüyle tanımlar. Archive 81, ana karakteri Dan Turner’ı, 1994 yılına ait yanmış video kasetleri restore etmek üzere işe alınan bir arşivci olarak tanıtır. Bu kasetler, Dan’ı bilinmeyenin peşinde çılgınca bir arayışa sürükleyerek modern ‘Necronomicon’lara dönüşür.

Lovecraft’ın The Call of Cthulhu gibi hikayelerinde olduğu gibi, Archive 81 de insanlardan oluşan bir tarikatı tanıtır. Dizi, tarikat üyelerinin, ibadet ettikleri çok boyutlu varlık Kaelego hakkında pek bir şey bilmediğini gösterir. Cthulhu ve diğer Büyük Eski Varlıklar gibi, Archive 81’in Kaelego’su da ibadetlerine kayıtsızdır. Kaelego’nun etkisi, Visser apartmanındaki merkezi alana sızarak tuhaf bir yosunla temsil edilir. Bu durum, Lovecraft’ın Color Out of Space eserindeki gibi, bir rengin yayılıp insan zihnini ‘enfekte’ etmesini andırır.

Archive 81, müzik aracılığıyla kötülüğün bir kanalı olabileceğini göstererek Lovecraft’ın The Music of Erich Zann eserine de paralellikler çizer. H.P. Lovecraft, ‘canavarlara’ insan anlayışını ve bilimsel inançları aşan bir biçimde tanımlamak için ‘tanımlanamaz’, ‘anlatılamaz’ ve ‘non-Euclidean’ gibi sıfatlar kullanır. Lovecraftian varlıklar, bu nedenle, ekranlarda doğru bir şekilde yansıtılamaz. Bu sebeple çoğu kozmik korku filmi ya çok belirsiz görünür ya da tanıdık korku klişelerine aşırı derecede dayanır. Ancak Archive 81, buluntu görüntüleri (found footage) kullanarak bu zorluğun üstesinden gelir. Dizi, kozmik varlığın gerçek doğasını ya da biçimini açığa çıkarmaktan kaçınarak, karakterlerin algılarını nasıl manipüle ettiğini ve gerçeklik duygularını nasıl çarpıttığını videolar ve sesler aracılığıyla yansıtır. İzleyici olarak, Netflix’in bu korku dizisinin Lovecraftian dehşetlerine kapılmamak neredeyse imkansızdır; karanlık etkisinin gerçek dünyaya sızdığına inanmak zorlaşır.

Kaynak: ScreenRant

29.Peron
29.Peron

Reklamcılık mezunuyum. Bir dönem reklam ajanslarında metin yazarı olarak çalıştım; markalara hikâyeler yazdım, sonra o hikâyelerin içine sıkışan emeği fark edip akademiye sığındım. Şu anda Üsküdar Üniversitesi’nde Medya ve Kültürel Çalışmalar alanında yüksek lisans yapıyorum. Çalışma alanım; kreatif endüstri işçilerinin güvencesizliği.

Sosyolojiyle aramda inişli çıkışlı bir aşk var. Hatta bu ilişkinin bana verdiği ilhamla kaleme aldığım Egemen Aşk İdeolojisi Üzerine adlı bir deneme kitabı yazdım — ne diyelim, herkesin bir yarası var.

Uzun lafın kısası: “Bu çocuk bir şeylerle uğraşıyor” desinler, yeter.
“Ne iş yapıyorsun?” sorusuna hâlâ net bir cevabım yok; ama “neyle dertleniyorsun?” denirse, oturur konuşuruz.

Yazılar: 2161